Köprümüzü Geri İsteyelim mi?


Asi (Orontes), ününü Antakya (Antiochia)'ya borçludur. Antakya gelişip büyüdükçe, o da tarih sayfalarına adını Antakya ile beraber yazdırmıştır. Aslında o, Antakya kurulmadan önce de vardır. Binlerce yıl, etrafında kurulan medeniyetlere hizmet etmiş, bereket taşımıştır. Ama asıl ününü ona Antiochia kazandıracaktır. O da buna duyarsız kalmaz. Nimetlerini, tüm güzelliklerini Antakya'ya bahşeder. Açtığı derin vadi vasıtasıyla yazları sıcak Antakya'ya denizden serin rüzgarlar taşır. Çevresi yeşilliklerle dolu, havzasında su kaynakları oldukça fazladır. Bolca yağmur getirir; yağmur da tabiatı coştururdu. Limon, turunç, şekerkamışı gibi meyveleriyle meşhur olan Antakya bahçeleri Asi kenarında sıralanır ve nazlı nazlı dönen su dolapları (naura) ile nehirden sulanırdı.
 
Asi cömerttir. Lübnan'ın Bekaa vadisinde başlayan yolculuğu boyunca, Samandağı'nda denize ulaştığı noktaya kadar uğradığı her yere hayat verir. Coğrafyasındaki diğer nehirler Seyhan, Ceyhan, Dicle, Fırat hep kuzeyden güneye doğru akarken o, tersine akar: Güneyden kuzeye! Doğaya başkaldırığı için mi yoksa deli dolu akışı dolayısıyla mı Asi denmiştir bilinmez.
 
Bir yardımcısı daha vardır Antakya'ya hayat veren: Amik Gölü. Amik doğal bir havuz görevi görürdü. Asi, Antakya'ya varmadan önce son molasını burada verir, fazla sularını burada bırakırdı. Ovaya can verir, su kuşlarına ve ta Meksika Körfezi'nden göç eden yılan balıklarına üreme imkanı sağlardı. Balıkçılar nehirde balık avlar, uçuşan martılar onlara eşlik ederlerdi. Şah Sineması'nın çatısına konmuş, beyaz bir örtü gibi kaplamış martıları bugün gibi hatırlarım.
 
1938'de başlayan rüya 1968 yılında nihayet gerçekleşti! Sıtma belası kökünden kazındı! Hem de ne kazımak. Ölüm gelmiş cihane, sıtma bahane. Bir emel uğruna doğanın katledildiği yetmezmiş gibi 1700 yıllık tarihi de gözlerimizin önünde yıktılar. Öyle bir köprüydü ki, neler görmüş, üzerinden nice krallar, padişahlar geçirmiş, nice depremlerle sarsılmış, yüzbinlerce Antakyalının ölümüne tanıklık etmişti.
 
Kesin olmamakla beraber köprünün M.S. 300'lü yıllarda Roma İmparatoru Diocletian tarafından yapıldığı tahmin edilir. Köprü sel yaranlara sahip üç ayaklı ve yüksek olmayan eliptik kemerli idi. Seyyahların anlattığına göre köprünün genişliği, ancak üç devenin yan yana geçebileceği kadardı. Antakya 'nın, iki yüzü kesme taşlarla kaplanmış ve oldukça sağlam inşa edilmiş meşhur surlarındaki birkaç ufak kapıdan başka altı büyük kapısı vardır. Bunlardan biri de Asi'yi geçen, nehir üzerindeki taş köprüde bulunan Bâb-el Medîne'dir. Gravürlerde görüldüğü gibi köprünün şehir tarafındaki bu yüksek Köprü Kapısı kentin, günün ilk ışıkları ile açılan, gün batımıyla birlikte kapanan tek kapısıydı. Şehrin merkezinde bulunan köprüden şehre giren veya çıkan her atlı ve yük hayvanı için belli bir ücret alınırdı. 1700 yıllık hayatında defalarca onarıldı. Ona kimse kıyamadı. Şehrin göz bebeğiydi.
 
1972 yılının Haziran'ında bile olsa yaşlı, yorgun ama dimdik ayaktaydı. Bir vincin tepesinden sarkıtılan demir güllenin darbeleriyle yıkılırken sesini bile çıkarmadı. Çünkü gururluydu. Peki, o mağrurdu da biz neydik? Durup öylece yıkılışını seyrederdik. Hiç merak ettik mi o köprünün taşları, parçaları ne oldu? Yıkımı yapan firmaya bunları ne yaptığını kimse sormaz mı? Düşünüyorum da, bugün olsa o köprüyü yıktırır mıydık?
 
Peki ya bugünkü köprüye ne demeli? Alelacele yıkılan güzelim köprünün yerine yapılacak köprü bu mu olmalıydı? Üç adet dikmenin üzerine serilen tabla ile geçiştirilen bu köprü, kentin tarihine yakışıyor mu? Bugün, tarihî taş köprünün yıkılmasının tarihî bir hata olduğu, kısık seslerle de olsa itiraf edilmektedir. Nitekim, köprü yıkıldıktan bir yıl sonra derhal çıkarılan kültür varlıklarını korumaya ilişkin yönetmelik, bunun bir pişmanlık olduğunu desteklemektedir.
 
Bürokrasi Antakya'ya bir özür borçludur. Dahası Antakya'ya bir köprü borcuna sahiptir. O zaman şunu yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir: Köprümüzü geri istiyoruz!
 
Yazı: Mehmet Tanrıverdi
 
Yazı ile ilgili diğer fotoğrafları Hatay Dergisi'nin 8. sayısında görebilirsiniz.

null



Yapım: Verim Web