Cindiliye'de özlemin adı: Yoncakaya

 
Geçtiğimiz Temmuz ayında İstanbul Fatih’te Akdeniz Hatay Sofrası isimli lokantanın açılışında sohbet ettiğimiz lokanta sahibinin Yayladağı Yoncakaya köyünden olduğunu öğrendim. Yoncakaya köyünü öylesine güzel, öylesine özlemle anlatıyordu ki, olağan Hatay ziyaretlerimizin ilkinde bu köye gidip izlenimlerimizi HATAY Keşif okuyucuları için yazmaya karar verdik. Öyle de yaptık.
 
Yoncakaya, Hatay’ın Yayladağı ilçesine bağlı, Antakya’ya yaklaşık 32 km mesafede eski bir köy. Harbiye’den sonra, Yayladağı yoluna çıktığınız andan itibaren, sağa sola kıvrılan yollarda tepeleri, vadileri tırmanmaktan başınız döner. Daracık asfalt yolda maki ormanlarının hemen yanıbaşında tırpanla biçilmiş buğday başaklarını; az ötede kıvrım kıvrım uzanan incecik bir hortumla sulanan, haymanın hemen yanında küçük bir sebze tarlasının yeni yeşeren fidanlarını görebilirsiniz. Hava sıcak. Yol virajlı. Gideceğimiz köy ise öyle pek uzakta değil; ancak, yolu bilmezseniz size öyle uzun gelir ki gideceğiniz mesafe...
 
Yeni yapılan Antakya - Lazkiye yolunun henüz asfaltlanmamış zemininden geçip, yeniden daracık yola girersiniz. Yeni asfalt dökülüp mıcır serilen komşu köylerin içindeki daracık yollarda, asfalt kamyonundan saçılan zifte bulaşmamak için kenara çekilip beklersiniz. Sonra, yeniden yol. Zeytin ağaçları, yabani meyve ağaçları, ahlat, armut ağaçlarının arasından, gölgede tütün saplayan köylüleri selamlayarak bir tepeye vardık. Tepeden bakınca oldukça geniş bir vadide, sırtını yüksek bir tepeye dayamış Antik Çağ’dan kalma taş binaların sıralandığı köyü görünce birbirimize bakıp “Geldik galiba” diyerek başımızı salladık. Köyün içine vardığımızda, bize doğru yaklaşan çocuğa “Muhtarı nerede bulabiliriz?” diye sorduğumuzda çocuk, eliyle minareyi göstererek “Bugün Cuma, muhtar camidedir.” diyerek yolu tarif etti. Köyün hemen orta yerinde koca bir kaya üzerine inşa edilmiş, göğe doğru uzanan çok güzel ve heybetli minaresiyle camiyi köyün girişindeki tepeden bile farketmiştik.
 
Yoncakaya köyü Muhtarı Selami Duyar, namazdan çıktıktan sonra bizi muhtar odasında misafir etti. Muhtar odasının penceresinden görülen köyün, eski ama yüzyıllara meydan okuyarak günümüze kadar gelmiş sağlam evlerini, pınarlarını, çeşmelerini, mağaralarını anlattı. “Yoncakaya köyünün eski ismi Cindiliye. Ne anlama geldiğini, ismin neden verildiğini bilmiyoruz. Bilene de rastlamadık. Köyün tarihi de bilinmiyor. Bulabildiğim tek tarih 1762 oldu. Bu tarihte birkaç köylü devlete müracaat edip vergi borçlarının ertelenmesini istemiş. Kayıtlı tek tarih budur. Bölge Arapların eline geçtiğinde var olan Hristiyan nüfusu dengelemek amacıyla buraya Arap aileler yerleştirilmiş; ancak, daha sonra Türklerin egemenliğine geçtiğinde de aynı şekilde Türkmenler bölgeye yerleştirilmiştir. Bugün köyümüzün tamamı Müslüman olup anadilleri de Arapça’dır. Buraya muhtemelen Arap göçü sırasında geldiğimizi düşünüyoruz. Suriye’de araştırma yaptık, sadece buradan gidenleri bulabildik. Aile isimlerimize ise Filistin’de rastlayabildik. Bu da bizi Filistin’den geldiğimiz kanısına sevketti. Halen kullandığımız caminin çok eski ve terkedilmiş bir kilise olduğunu öğrendik. Köyün eski sakinleri nereye gitti, niçin gitti bilmiyoruz.”
 
Muhtar Selami Duyar, sebzecilikle geçinen, zeytincilikle yeni bir çıkış yakalamaya gayret eden Yoncakaya köylülerinin en büyük dayanaklarının, köy dışında yaşayanların köylerine duydukları özlem ve sevgileri olduğunu söylüyor. “Köyümüzün hemen hepsi birbiriyle akraba. Topu topu birkaç temel aileden oluşuyor. Bugün köyümüzün nüfusu 500 civarında. Ancak, İstanbul’da 5000’in üzerinde Yoncakayalı yaşıyor. Antakya ve İskenderun’da toplam 2000 civarında bir nüfusumuz var. Yani belli bir yaşa gelen gençlerimiz okumak için, çalışmak için köyü terk edip gidiyor. Her yaz fırsat bulduğu taktirde de köye geliyor. Emeklilerimiz de artık yerleşmek üzere köye dönmeye başladılar. Köyümüzün elektriği, içme suyu şebekesi, telefonu, okulu var. İnanmayacaksınız ama 1986 yılında köyümüzün kanalizasyonu da tamamlandı.”
 
Yoncakaya, eski ismiyle Cindiliye köyünde Roma-Bizans döneminden kalma işaretlerin bulunduğu ve erken Hıristiyanlık döneminde inananların yaşadıkları köy çevresindeki mağaralarda, dini inançlarını sürdürecekleri mekanlar oluşturulmuş. Köyde 17 mağara bulunuyor. Bu mağaralara değişik isimler verildiğini söyleyen Muhtar Selami Duyar; “Mağaralarda eski tarihle ilgili işaretlere rastlanmakta. En önemli mağara şu karşıda bulunan ve köye ismini veren kayalık kütlede. Buraya Bet Tahir ismini vermişler. Köyde yaşayan önemli isimlerden biri olan Tahir Ağa’nın evi burada. Kaya kütlesi içindeki mağaralarda eski zeytinhane bulunuyormuş. Köyde yetişen zeytinler buradaki eski usul mengenelerde sıkılarak yağ elde edilirmiş” derken, gözleri uzaklara dalıp gidiyor.
 
Hz. Meryem’in yakın akrabalarından Meryem Şenteli’ye ait olduğu ileri sürülen Bet Anfiş ziyareti Acliyye’de. Şeyh Muhammed Hemedani, Şeyh Davut El Halebi, Şeyh Ahmed Kusayri türbe ve ziyaretlerinin bulunduğu Yoncakaya köyünde 21 pınar ve su kaynağı var. Köyün merkezindeki Ayn Dayia çeşmesi, köyün çamaşırhanesi ve içme suyu kaynaklarından biri. Pınar-çeşmenin 1930 yılında Hacı Derviş tarafından yaptırıldığı, üzerindeki Arapça kitabede yazılı.
 
1720’li yıllarda yapıldığı belirtilen köy camiinin bölgede ender rastlanan mimari tarza sahip minaresinin ise 1923 yılında yaptırıldığı belirtiliyor.
 
Eski ismiyle Cindiliye, günümüzdeki adıyla Yoncakaya köyünün henüz keşfedilmemiş tarihi ve doğal güzelliklerini bir güne sığdırmanın üzüntüsü ile ayrılırken, Antakya-Yayladağı yolunun tamamlanmasıyla bölgede önemli gelişmelerin yaşanacağına tanık olduk.
 
Yazı: A. Vasi Köse
 
Yazı ile ilgili diğer fotoğrafları Hatay Dergisi'nin 3. sayısında görebilirsiniz

null



Yapım: Verim Web