Sebenoba Geleneksel Köy Hayrı


“Yüce Allahım. Bütün bir yıl çalıştık; kimimiz tarlada, kimimiz bahçede. Toprağı olmayanlarımız ise koca bir yaz şehirde... Ağaçlarımızı budadık. Tarlalarımızı sürdük. Toprağı ektik, suladık, biçtik. Emeğimizin karşılığını verdin. Bizi ödüllendirdin. Aylardır bahçelerde, tarlalarda çalışan halkım yeniden obamıza döndü. İşte yine hep beraberiz. Sana çok şükür. Ürünümüzü hep bol, obamızı daim eyle.” Yüzyıllardır yükselen bir dua, yaşanan bir gelenektir bu Sebenoba'da...
 
Sebenoba; eski adıyla Tumama, Samandağ-Yayladağ yolu üzerinde, yüksek dağlar arasında rüzgârlı, yayvan bir vadide kurulu eski bir köy. Nüfusu 900 civarı. Koca köy 3-4 farklı aileden oluşuyor. Neredeyse herkes birbiriyle akraba. İnsanları güleryüzlü, hoşgörülü. Evler yol boyunca ve vadi tabanına doğru sıralanmış. Eski taş evler bulunsa da hemen hepsi kullanılmayacak durumda. Bir kısmı terkedilmişliğe gücenip yıkılmış, bir kısmı da yıkıldığı için terkedilmiş... Halk modern yaşama ayak uydurup iki katlı betonarme binalar inşa etmiş.
 
Yayladağı ve civarına 1940 yılına kadar “Ordu” denirmiş. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi dönüşünde ordusuyla birlikte Yayladağıve civarında konakladığı için buraları “Ordu” ve “Muradiye” ismiyle anılmış. Yavuz Sultan Selim döneminde bu bölgeye Türkler yerleştirilip köyler kurulmuş. Bölge çoğu yerde kayalık olduğu ve tarıma elverişli geniş topraklara sahip olmadığı için bazı köyler yer değiştirmiş. Sebenoba, kurulduğu günden bu yana yer değiştirmeyen ender köylerden biri. Rivayete göre Yavuz Sultan Selim'in “buraları asla terketmeyin” vasiyetine saygı gösteriliyormuş.
 
Köyün köklü ailelerinden Yılmaz ailesine konuk oluyoruz. Hamza Yılmaz 84 yaşında. Günde 1.5 paket sigara içiyor. Birkaç sağlık sorunu olsa da maşaallah dim dik ayakta. Sigarayı bırakmayı da asla düşünmüyor. Kahvelerimizi içerken, sigarasını tüttürerek bu özel gün hakkında bilgiler vermeye başlıyor.
 
“Köy Hayrı” dedikleri bu özel gün, her yıl Kasım ayının ilk Pazar günü yapılmakta. Hasat mevsimi sona erdiğinde, tüm köy halkı kışlamak üzere köye döner. Birlikte olmanın ve hasadın şükranı olarak kurbanlar kesilir, yemekler pişer. Camide topluca öğlen namazı kılınır. Kur'an okunmasını takiben mevlidden sonra dualar edilir ve yemek yenir. O gün köyde hiç bir hanede yemek pişmez. Tüm köy halkı kabını kacağını alarak caminin arkasındaki alanda kurulan açık alan mutfağına gelir. Sabah erken saatlerde önce kurbanlar kesilir. Herkes kesesine ve gücüne göre ya koyun ya da keçi bağışlar veyahut para vererek kurban alımına destek sağlar. Etler, koca kazanlarda kaynatılır. Bu sırada köy halkı evinden leğenler dolusu kuru fasulye, pirinç, bulgur taşımaktadır. Herkes gönlünce, gücü yettiğince bu şölene katılır.
 
Biz kurban kesimine ulaşamadık ama bu yıl 35 adet küçük baş hayvan kesilmiş. Mutfak alanını ziyaret ettiğimizde, 300 kg bulgur, 100 kg pirinç ve hesabı tutulamayan kuru fasulye ile yemekler pişirildiğine tanık olduk. Günün mönüsü etli bulgur pilavı, etli pirinç pilavı ve etli fasulye sulusu. Bol sulu kuru fasulye yemeğine fasulye sulusu deniyor. Ancak bir lokma ekmek derseniz bulamazsınız. Çünkü o gün köyde ekmek yapılmaz, yemekte ekmek de yenmez. Zaten yemek boldur. Herkes yer; Antakya'dan, Yayladağı'ndan, komşu köylerden gelen misafirler yer, artan yemek kapı kapı dolaşılarak evlere dağıtılır.
 
Öğleye doğru topluca camiye gidildi. Bir bayram günü gibi herkes birbirini selamlıyor, kucaklaşıyordu. 1752 (Hicri 1164)'de inşa edilmiş cami, 1905 (Hicri 1317)'de tamir görmüş. En son olarak da 1993 yılında tüm köy halkının maddi ve manevi gücüyle baştan sona yenilenmiş.
 
Kılınan öğle namazı ve okunan mevlidden sonra caminin alt katında bulunan odalara kurulan masalarda yemek yenildi. O kalabalık oraya nasıl sığdı bilmiyorum. Hani derler ya, bin dost sığar bir düşman sığmaz; aynı o türdendi. Herkes masaların ortasına dizilen ortak tepsi ve tabaklara büyük bir iştah ve hararetle kaşık sallıyor, kimsenin kaşığı kimseninkine değmiyordu. Yalnız yemek sırasında öncelik erkeklerindi. Kadın ve çocuklar, erkekler yemeklerini yiyip çekildikten sonra aynı salonlarda yemeklerini yiyebildiler.
 
Yemek faslı Köy Hayrı'nın son etkinliğiydi. Yemekten sonra misafirler vedalaşıp nice köy hayırlarında buluşmak dileğiyle köyden ayrıldılar. Biz de, bu özel günü (adını ilk defa duyduğum Köy Hayrı, bir nevi şükran yemeğini) bize yaşatan bu güzel insanlarla teşekkür ettik. Köyün batısındaki tepelerden Samandağı - Çevlik sahillerini seyredip Keldağ'ın gizemine kapılarak Sebenoba'ya veda ettik.
 
Yazı: Mehmet Tanrıverdi
 
Yazı ile ilgili diğer fotoğrafları Hatay Dergisi'nin 6. sayısında görebilirsiniz.

null



Yapım: Verim Web