40 Yıldır Değişmeyen Çevlik


Yıllardır tatilimi Çevlik'te geçiririm. Rüzgarıyla, denizinin ürküten dalgasıyla, öğle saatlerine kadar bir garip bulutlu havasıyla bu antik liman, bana hep ilginç gelmiştir. Kamp çadırımda dinlenirken, limana yanaşan Seleucus gemilerini hayal eder, dünyada ender rastlanabilecek uçsuz bucaksız, simsiyah kumsalın neden böyle bakir kaldığını düşünürüm.
 
Kırk yıldır böyle (yaşım gereği ancak kırk yıl öncesine kadar bilebiliyorum), uçsuz bucaksız ve sahipsiz. Kırk yıldır değişmeyen bir şey daha var: Çöplük ve ilkellik! Denizden gelen çöpten bahsetmiyorum. Onun önüne bir türlü geçilemiyor. Peki caddenin ve sokakların pisliğine ne demeli? Herkes eline geçen gazete parçasını, boş poşeti, pet şişeyi, kuruyemiş paketini, mısır kütüklerini yerlere saçmış vaziyette! Gazino ve kafelerin atık suları yollarda. Gazinolarda tuvalet, duş ve kabine rastlamak ise olanaksız. Bu kafelerde gördüğüm manzarayı anlatıyorum: Adam eski iki odalı tuvaleti duş-kabine çevirmiş! Hela taşlarının birinin üzerini bir mermer plaka, diğerinin üzerini ise eski bir çamaşır makinesi (veya fırın) kapağı ile örtmüş. Tavana bir musluk koymuş, yazın sıcağında buz gibi bir su akıyor; yıkan yıkanabilirsen. Daracık tuvalet (pardon duş) kokudan ve kum birikintisinden geçilmiyor. Yukarıdan akan buz gibi su, siz temizlenmeye çalışırken aşağıdaki kumu yeniden ayaklarınıza saçıyor. Kapısı yok, lambası yok. Acele ile yıkanıp, kimse gelmeden giyinmeye çalışıyorsunuz. Bu mudur hizmet? Kırk yıl önce de böyleydi, bugün de böyle. İnsanlar kırk yılda kırk adım öteye geçememişler. Kral Titus 2000 yıl önce dağı delerek tünel açmış, ki bunu gururla tarihi eser diye herkese gösteriyoruz, oysa biz bir kanalizasyon bile yapamamışız.
 
İşin garibi buraya gelen herkes halinden memnun, benim gibi. Benim kaldığım kamp yerinin de diğer yerlerden farkı yok. Duşu, tuvaleti ilk çağlardan kalma. Pansiyonların hali de içler acısı. Karpuz kabukları ve üzüm çöpleri pansiyonların koridorlarında geziyor. Buralara gelenler bir oda kiralıyorlar, çoluk- çocuk, akraba-dost 15 kişi kalıyorlar. Patırtı kütürtü, yüksek volümde CD çalıp (en büyük ilerleme işte bu! Eskiden kaset çalarlardı), gecenin bir vaktine kadar bağrış çağrış okey oynuyorlar. Zannedersiniz ki pansiyonu kendileri kapatmış. Bu rezillik içinde tatillerini geçirip memnun bir şekilde ayrılıyorlar.
 
Dayanamadım. Muhtarla konuşayım dedim. Çok güzel bir bina yapmışlar. İçinde sağlık ocağı, turizm danışma bürosu, kafe, market, telefonhane. Üst katlarda ise odalar var. Sanırım misafirhane. Odalar dışarıdan göründüğü kadarıyla klimalı, güneş enerji sistemiyle daimi sıcak sulu. Belli ki her türlü konforu düşünmüş birileri birileri için. Muhtarın ofisi de burada. Sordum, "muhtar yok" dediler. "Yarın uğrarım öyleyse" dedim, "yarın da yok" dediler. "Peki, ne zaman gelir" diye sordum, "muhtar buralara pek uğramaz" cevabını verdiler. Gündüzleri tahsilat memuru gelir ofiste kalırmış. Buyrun bakalım!

Bu güzelim antik limanda, ne zaman güzel tesisler görüp güzel tatiller geçireceğiz?

Yazı: Mehmet Tanrıverdi

null



Yapım: Verim Web