İpeğe Yolculuk


İpek böceğinin keşfinin M.Ö. 260 yıllarında Çin İmparatorluğu döneminde, saray bahçesinde dut yapraklarıyla beslenen tırtılların gözlemlenmesi neticesinde gerçekleştiği anlatılır.


Koza ve ipekçilik, yüzyıllardır Çinliler arasında bilinen ve sır gibi saklanan bir sanat olarak yaşarken, bu konu hakkında dışarıya bilgi sızdırdığı belirlenen kişilere çok ağır cezalar verilirmiş. Bilgi sızdırma vakaları kimi zaman da ölümle sonuçlanırmış. Böylece ipek, yüzyıllarca bir sır olarak saklanmış. İpek üretiminin Çinlilerin tekelinde olduğu o ilk zamanlarda, ipek çok büyük bir zenginlik kaynağı olarak ülke ekonomisine yansımıştır. Hatta ipeğin para birimi olarak kullanıldığı dönemler de yaşanmıştır. İpek Yolu, ticaretin ana hattı olduğu vurgusuyla adını ipekten almış ve bu kervan yolu geniş coğrafyalara yayılmıştır. Çinlilerin ulusal sır olarak gördükleri ipekçiliğin bir Türk tarafından dünyaya yayıldığı söylenir. Buna göre Türkistan'ın Hotan Eyaleti Hakan'ı, bir Çin prensesi ile evlenmiştir. Bir Türk ile evlenen ve Hotan'a gelin olan prensesin, alışkın olduğu kumaşın rahatlığından, güzelliğinden ve lüksünden vazgeçemediği için ipek böceği yumurtalarını saçlarının arasında saklayarak Çin'in dışına çıkardığı anlatılır.


İpek böceğinin Anadolu'da yaygınlaşması ise Bizans döneminde, İmparator Justinien tarafından Türkistan'a gönderilen iki rahip sayesinde olmuştur. İpek üretimini öğrenen rahipler, bastonlarının içine sakladıkları kozaları Anadolu'ya kazandırmışlardır. İpekçilik o dönemlerde öylesine büyük bir öneme sahip olmuştur ki, bir devlet sırrı, uğruna ajanlık yapılan bir sanat olarak kaynaklarda yerini almıştır.


Anadolu'da ipek denilince ilk akla gelen yerler  Bursa ve Hatay’dır. Hatay'da ipekçiliğin geçmişi çok eski zamanlara dayanır.


Eskiden Hatay'da ipek üretimi kutsal bir ayin gibi yapılırmış. Serin bir ortamda, rutubetsiz ve temiz bir kap içinde saklanan tohumlar, baharın gelişi manasına gelen Hıdrellez haftasında beyaz bir bez içine konulup gül fidanına asılırmış. Hıdrellez günü evin küçük kızı, bezi fidandan alır ve bakım odasına götürürmüş. Hıdrellez kaması olarak anlatılan bu işlemden sonra ipek böceği tohumlarının olduğu bezi evin en yaşlı kadını göğsünde tutarmış. Tohumların hayat bulması için gerekli ısının sağlanması, tohumların birkaç gün kadınların koyunlarında bekletilmesiyle olurmuş. Belki de bu yüzden ipek giysiler kadının güzelliğine güzellik katıyor, kadınla bütünleşiyor. Bu yitik bir gelenek, bir söylence olarak, ipekle ilgili yapılan sohbetlere renk katan bir hikaye olarak kalmıştır.


İpek böceği kozasını örerken nasıl bir oluşum içine giriyor?


Merakımızı, elli yılı aşkın süredir ipek üretimi ile uğraşan Hasan Büyükaşık gideriyor. 80 yaşında olan Hasan Usta, 7 yaşında ipekçiliği öğrenmeye başlıyor. O dönemde Harbiye'nin sadece Gümüşgöze Köyü'nde 300 evde ipek üretimi yapılıyormuş. Muhteşem bir doğaya ve meyve  ağaçlarıyla kaplı bahçelere sahip Harbiye'de ipek üretimi özellikle Hıristiyan aileler tarafından yapılırmış. Hasan Usta da sanatını Ermeni olan ustasından öğrenmiş.


Anlat Hasan Usta diyoruz: “Böcek tohumları bir bez içinde saklanır”. Ustanın böcek tohumları demesi dikkatimizi çekiyor; ondan sanki bir bitkiymiş gibi bahsediyor. Sorduğumuzda ise nedenini, bir yıl serin yerde muhafaza edilen tırtılların, bahara doğru havaların ısınması ile yumurtalardan çıkmasına bağlıyor. Söz yine ustada: “İlk etapta koyu renkli ve hafif tüylü olan böceklerin tüyleri kısa sürede dökülür ve gün geçtikçe tırtıllar beyazlaşır. Çok küçük olan tırtıllar, ortalama 40 gün yaşar. İpek böceğinin ipek oluşturma sürecinde dört evresi vardır. Yeşillenme evresi, bu evrelerin ilkidir. Bu evrede tırtıla çok ince kıyılmış dut yaprakları verilir. Gelişme evresinde tırtıllar büyümeye başlar ve ortalama 7 cm'ye ulaşır. Örme evresinde tırtıllar o muhteşem kozalarını örmeye ve kendilerini içine hapsetmeye başlar. Gelişme evresinde ikiye bölünmüş dut yapraklarıyla beslenen tırtıllara, kozalarını üstüne örsün diye çalı çırpı verilir. Böcekler çok fazla dut yaprağı tüketirler ve bu dönemde hane halkı, böceklerin beslenmesi için çok çalışmak zorundadır. Eskiden köy halkının yarıdan fazlası ipek üretirdi. Böceklerin beslenme dönemlerinde insanlar, dut ağaçlarının gölgesinde yaprak toplamak için bir araya gelir, sohbetler edilir, çay demlenir, kısır yapılır, siyaset konuşulurdu. Dut ağaçlarının gölgesinde her zaman birilerini bulmak mümkündü.


Koza dönemlerinde böceklerin itinayla korunması gerekiyor. Tarım ilaçları ve fareler, tam bir koza düşmanıdır ve çok dikkat edilmesi gerekir. Çalıya çıkan böceğin kozasını örme süresi ortalama olarak beş gündür. Eskiden koza örme işlemi tamamlanınca evde şenlik yapılırmış. Çalılardan kozalar tek tek toplanır ve bir bayram havasında hasat tamamlanırmış. Kozalar genellikle Mayıs ayı içinde hasat edilmeye başlanır.


Koza içindeki böcek, iki haftalık süre içerisinde kelebeğe dönüşür ve kozayı delerek dışarı çıkar. Kaliteli ipek üretmek için böcek, kozadayken güneşin altında bekletilerek ya da sıcak suya atılarak öldürülür. Kozanın sağlam kalması bu dramatik işlemle sağlanır.”


Kozalar kaynar su dolu büyük kazanlara atılıyor. Kozayı oluşturan incecik ipek ağlar, sıcak suyun etkisiyle tel tel açılıyor. Bir süpürge yardımıyla kozaların uçları belirlenip çıkrığa bağlanıyor. 25-30 civarı koza aynı işlemle sarılıyor ve çıkrık döndükçe ham ipek kendini göstermeye başlıyor. Bu incecik ipekler, ilkel, geleneksel yöntemle, el gücüyle döndürülen bir düzenek sayesinde sarılıyor. İşlem, kozanın içindeki ölü böcek açığa çıkıncaya kadar devam ediyor. Bir kozadan 1500 metre uzunluğunda incecik ip elde ediliyor. Hayli emek isteyen bu iş neticesinde, saatler sonra ancak iki kiloğram ipek elde ediliyor. Ham ipek iplikler sarıldıktan sonra kuruması için bekletiliyor. Ham ipekler, istendiği takdirde kök boya ile boyanıp dokunarak renkli ipek kumaşlar elde ediliyor. Bu kumaşlardan gömlek, fular, elbise gibi çeşitli tekstil ürünleri elde ediliyor.


Ülkemizde ipek üretimi, 1920 yılında 320 bin kg civarlarındaydı. Cumhuriyet yönetiminin ekonomik gelişmelere önem vermesi ve kalkınma planları uygulaması neticesinde ipekçilik önem kazanır ve 1933 yılında ipek üretimi yılda 9 milyon kg civarına çıkar.


Suni ipek üretiminin yaygınlaşması, serbest rekabet ortamı, seri üretim derken ülkemizde ipekçilik etkisini kaybetmeye başladı. Dut ağaçlarının ilaçlama yapılan alanlar içinde kalması, ağaçların sayıca azalması koza üretimini olumsuz etkilemiştir. Günümüzde Orta Asya ülkeleri, Çin, Japonya ve Hindistan'da ipek böcekçiliği yapılmaktadır. Türkiye bu sektörde rakipleriyle baş edemeyecek hale gelmiş olmasına karşın, ülkemizde üretilen ipeğin kalitesi, onu yaşatan en büyük faktörler içinde yer almaktadır. Nitekim Hatay ipeğinin farklılığının bilincine varan bir grup Japon araştırmacı, Harbiye'ye gelerek ipeği yerinde incelediler. Onlar ipeği incelerken biz de onların kendi sanatına olan bağlılıklarını gözlemledik. Japon araştırmacılar, İstanbul'da gezintiye çıkarken Yılmaz İpek'in İstanbul'daki satış merkezine rastlıyorlar ve ipekleri çok beğeniyorlar. Bunların nasıl, nerede üretildiğini merak ediyorlar ve ver elini Hatay…


Japonya, Hitotsubashi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencileri ve öğretim üyesi Prof. Dr. Masanori Naito, Harbiye Gümüşgöze Köyü'ne gelerek ipek hakkında bilgi ediniyor. Bir araştırma konusu, bir teze dönüştürmek istedikleri çalışmayı titizlikle yürütüyorlar. Kozanın çözülüşünü gözlemlerken yüzlerindeki şaşkın ve sempatik ifade gözlerden kaçmıyor. Uzakdoğu sanatını, batılı bir ülkede, geleneksel yöntemle izliyor olmanın sevincini bizimle paylaşıyorlar. Naito, öğrencileriyle gittikleri her coğrafyada yerel kültürel değerleri filme alarak araştırmalar yaptıklarını ve Japonya'da yayınlanan eğitici içerikli programda seyircileriyle bu bilgileri paylaştıklarını anlatıyor.


Öğrencilerden Maria'nın konu mankeni olduğu çalışmada, Uzakdoğulu bir kızın ipeğe olan düşkünlüğü bir kez daha açığa çıkıyor. Benim için bunu gözlemlemekse işin eğlenceli tarafı… Bir zamanlar bir prensesin saçlarından ülkemize gelen ipek, şimdi yine çekik gözlü bir başka prensese anlatılıyordu.


Yazı: Betül Kılınç


Yazı ile ilgili değer fotoğrafları Hatay Dergisi'nin 19. sayısında görebilirsiniz.

null



Yapım: Verim Web