Tel Boyunda Bir Göl Yenişehir


Reyhanlı, Türkiye’nin ikinci büyük sınır kapısı Cilvegözü’nün bağlı olduğu ilçe merkezidir. Adını Reyhanlı aşiretinden almasına ve daha yeni bir ilçe merkezi olmasına rağmen, çevresindeki 6 bin yıla uzanan tarihi ile keşfedilmeyi bekleyen bir tarih hazinesine sahiptir. Dünyanın tanıdığı Tell Tayinat, Tell Accana gibi Hitit ören yerleri kazı çalışmaları devam etmesine karşın, yeri bilinen, ancak henüz açılmayan yüzlerce höyük ve bir o kadar çok sayıda tarihi mekâna ev sahipliği yapmaktadır.


Ortadoğu çöllerinden ve Suriye’den direksiyon sallayarak Türkiye’ye Cilvegözü’nden girenler, tel boyunda, sınırın hemen dibinde bir tepenin doğu yamacındaki ağaçlıklı bölgeye uğramadan gidemezler. Cilvegözü - Reyhanlı - Antakya arasında yeşillikler içindeki Yenişehir Gölü’nün oluşumu halk arasında değişik şekilde anlatılır. Bunlardan biri de tandırda ekmek yapan bir kadının yanına yaklaşan yaşlı adamın sihri üzerinedir: Yaşlı adam kadından ekmek ister; bu isteği kadın tarafından kabul edilmeyince adam, elindeki asasıyla yere vurur ve yerden su fışkırmaya başlar.


Göl üzerine yapılan köprüyü, sandalları, çevresindeki okaliptüs, çınar, servi ağaçlarını, bir şelale görünümünde inen suları, ağaçlar altında piknik yapan insanları, gölde yüzen çocukları, kısacası tüm bunların oluşturduğu o bütünlüğü, o resmi görmelisiniz. Bir zamanlar berraklığından dip taşları, balıkları görünen göl, bu aralar biraz bulanık olsa da oluşturduğu manzara hala görülmeye değer.


Göl kenarına kurulan pompalar, 24 saat çalışarak bugün 50 binlere dayanan ve her geçen gün nüfusu artan Reyhanlı’nın içme suyunu karşılıyor. Göl tabanındaki su gözlerinden çıkan sular ise tarımsal amaçlı kullanılıyor. Ancak, gittikçe suyu azalan, kirlenen göl, içini kaplayan yosunlar nedeniyle eski güzelliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bunun bilincinde olan Belediye ve halk, el ele vererek gölün yaşatılması için çalışmalar yapıyor. Çünkü Reyhanlı, Yenişehir’ini kaybetmek istemiyor...


Yenişehir neredeyse 60 yıla yakın bir süredir, sade mimari özellikler taşıyan ve bir zamanların yemekli gazinosu olarak bilinen lokantasıyla, çay bahçeleri, gölün alt kenarındaki tarihi değirmeni ve hala işlemekte olan su kanalıyla, göl üzerine kurulan Boğaziçi köprüsünü andıran asma köprüsüyle, kavurucu Hatay sıcaklarını unutturmaya talip, çöl ikliminin dikenli tellerle ayırdığı sınır ilçemizde adeta cennetten bir köşedir.


Romalılar Dönemi'nde Yenişehir Gölü yakınlarında İmma adlı bir kale varmış. MS XII. yüzyıldaki savaş ve yangınlarda büyük bir hasara uğrayarak çöküş dönemine girdiği ve 1171 yılında  meydana gelen depremle de yerle bir olduğu söylenir.

Antakya’ya 45 km, Kırıkhan’a 40 km mesafedeki Yenişehir Gölü, kızgın Hatay güneşinin yaktığı esmer tenli halkının, en uç noktada sığındığı hayat kaynağıdır. Reyhanlı’ya uğradığınızda veya Suriye’ye geçmek istediğinizde mutlaka Yenişehir Gölü’ne uğrayın. Gölün serinliğini, ağaçların koyu gölgesini demli bir çayla yaşayın. Vaktiniz varsa dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ustanın, hiçbir aşçının yapamayacağı lezzetteki tuzda tavuğu burada, bu göl kenarında bir şölen, bir tören kuralıyla, manilerle süslenmiş ilginç bir sunum eşliğinde tadın. Çünkü Reyhanlı’yı dünyaya tanıtan sadece Cilvegözü Sınır Kapısı değildir. Reyhanlı, Türkiye’de hatta dünyada sadece burada yiyebileceğiniz, “tuzda tavuk” ile ünlüdür. Tuzda tavuk, 44 yıl önce kurulan Özberk Dinlenme Tesisleri'nde yapılıyor. Özberk Dinlenme Tesisleri, Reyhanlı Belediyesi’nin turizmi geliştirme amacıyla 1953 yılında tasarladığı ve yapılan çalışmaların ardından 1963 yılında açtığı bir binada yer alıyor. O yıllarda görkemli bir açılış törenine sahne olan mekânın temelini, dönemin Valisi Muammer Ürgen Paşa atmış. Kayıtlarda işletmenin kuruluş amacı şu ince ifadelerle yer alıyor: “Yenişehir Gölü’nü ve etrafını yerli ve yabancı turistlerin istifadesine amade kılmak öncelikli maksadımızdır.”


İşletmeyi o yıllardan 2003 yılına kadar getiren isim Durmuş Alkan olmuş. Durmuş Bey, aynı zamanda tuzda tavuğu Hatay mutfağına kazandıran kişidir. Hâlâ bir sır gibi saklanan tuzda tavuğun yapımını, lokantanın şimdiki işletmecisi Mustafa Özberk’e de aktaran kişi Durmuş Alkan Beyefendi imiş.


Mustafa Bey’den tuzda tavuğun sırrını tam olarak alamasak da ipuçlarını alıyoruz. Bu yemek için yağlı ve şişman tavuklar tercih nedeni oluyormuş. Bakır bir tepsinin üstüne alüminyum folyo serilip tavuk yerleştiriliyor. Tavuğun üzerine hafifçe toz biber serpiliyor. 5-6 kilogram kadar kaya tuzuyla tavuk iyice kaplandıktan sonra üstündeki tuz tabakası hafifçe ıslatılıp iyice yapıştırıyor.


Tavuk taş fırında pişmeye hazırdır. Yaklaşık bir buçuk saat sürecek olan pişirme işleminde ateşin devamlı olmasına ama, aynı zamanda da çok şiddetli olmamasına dikkat etmek gerekiyormuş. Tuzda tavuk yemek isteyenlerin, sabırlı olması da şart. Sabredemeyecek kadar aç gelenler için, bu işlem tahammül edilmez bir işkence gibi görünse de, tavuk servis edilince beklemeye değer olduğu ortaya çıkıyor. Adeta bir şölen gibi sunulan tavuğa harcanan zahmet, bununla da kalmıyor. Misafirin eline tutuşturulan bir tokmak ile kalın tuz tabakasının kırılması gerekiyor. Bu yemeğin en ilginç yanı da tavuğun, 6 kilogram tuz içinde pişmesine rağmen yenirken üstüne tuz eklenmesi oluyor.


“Reyhanlı’nın bayırına

At bağlarlar çayırına

Anan baban hayrına

Şu tavuğu kır da yiyelim”

   

Bu maniyi işiten kulaklarınız, tavuğun üstüne dökülen ispirtoyu gören gözleriniz, daha önce hiç yaşamadığı bir şaşkınlık silsilesi atlatıyor. Alev alev yanan tavuk tepsisi bir tokmağın sesiyle buharı masayı saran bir lezzete dönüşüyor. Bir yanardağın lavı gibi ortaya çıkan tavuk, kıpkırmızı önünüzde duruyor. Kemikleri etinden çok kolay bir şekilde ayrılan tavuk, normal şartlarda bu süre içinde tam kıvamında pişiyor. Nadir durumlarda tavuk pişmemişse tekrar pişirilmesi imkansızmış. Böyle bir durumda işlem, yeni bir tavukla başa alınıyor ve tabi bir buçuk saat daha bekleme süresiyle...


Tuzda tavuk yemek isteyenler, acıkacakları zaman dilimini iyi ayarlayıp tuzda tavuğun bir buçuk saatte piştiğini hesap etmeli. Bu lezzetin, yurt içinden olduğu kadar yurt dışından da, Çin’den, Japonya’dan ve dünyanın dört bir yanından müdavimleri varmış. Tuzda tavuk, nohutlu firik pilavı ve yumurta turşusu ile sunuluyor genellikle. Yumurta turşusu da yine Özberk Dinlenme Tesisleri’nin imalatı. Mustafa Bey’in hayal ürünü ile somutlaşan bir çeşit diyelim. Haşlanmış yumurtaların sarımsak, nane ve elma-üzüm sirkesi ile terbiye edilmesi şeklinde üretilmiş ilginç bir lezzet. Damak tadında alternatif arayanlar, buraya mutlaka uğramalı...


EMİTT fuarında Hatay’ı tuzda tavuğu ile tanıtan işletme, meze çeşitleri, balık çeşitleri ve özel bir tatlı olan peynir helvası ile müşterilerine değişik lezzetler sunuyor. Özberk Dinlenme Tesisleri’nin işletmecilerini, Hatay mutfağına kattığı lezzetler için kutlarken, bir konunun üstünde durmadan da geçemiyorum. Lokantanın hijyen standartlarına biraz daha dikkat etmesini ve kazandırdığı bu lezzeti daha iyi bir şekilde temsil etmesini bekliyorum. Hem Reyhanlı’nın, hem de Hatay’ın daha iyisini hak ettiğinin altını çizerek işletmecilerinin bu eleştiriden pay çıkarmasını ve ilerleyen zamanlarda olması gereken şekliyle misafirlerin karşına çıkmasını umuyoruz.


Yazı: Betül Kılınç
 
Yazı ile ilgili diğer fotoğrafları Hatay Dergisi'nin 13. sayısında görebilirsiniz.

null



Yapım: Verim Web