Marka Kentte Markasız Ürünler


Hatay, dolayısıyla Antakya doğal güzellikleriyle, tarihiyle, gelenek ve kültürüyle dünya üzerinde önemli bir yer tutar. Tarih boyunca onu ünlü kılmaya pek çok vesileler olmuştur. Bu güzelliklerin methini duymuş, büyüsüne kapılmış nice insanlar, yüzyıllar boyunca bu toprakları ziyaret etmişlerdir. Her ne kadar eski ihtişamı ve doğasını kaybetmişse de, bugün bile Türkiye ve dünyanın dört bir yanından insanlar Hatay’ı ziyaret için akın akın gelmektedirler. Özellikle Hatay Havaalanı ziyaretçilerin işini hayli kolaylaştırmıştır. Kısa sürede de olsa uçuş sayılarının artması, bölgede otel yatırımlarının çoğalması ve bayram, yılbaşı vs. gibi tatil günlerinde otellerdeki doluluk oranı, ziyaretçi akınını doğrular niteliktedir.


Hatay sadece tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü değildir. Hatay mutfağının nefasetini yurdumuzda artık duymayan kalmamıştır. Aslında sadece bu bile başlı başına bir turizm konusudur. Her ne kadar yurdun çeşitli yerlerinde Hatay mutfağından örnekler sunan lokantalar bulunsa da, insanlar Antakya’nın gizemini yaşamak ve yemekleri yerinde tatmak amacıyla Hatay’a gelmektedirler. 


Hatay’ı meşhur kılan bir diğer özellik de, sahip olduğu yöresel ürünlerdir. Bugün, ilimize gelen yerli turist ve özellikle Hatay dışında memleket hasretiyle yaşayan Hataylılar, seyahatlerinin son gününü Antakya Uzunçarşı’ya ayırmakta, adeta gördüğü ve bulabildiği herşeyi satın alarak evine götürmektedir. Nar ekşisi, peynir, tuzlu yoğurt, kurutulmuş biber, biber salçası, zeytinyağı, sabun, kabak tatlısı, ceviz tatlısı ve şu an aklımıza gelmeyen daha nicesi.


Uzunçarşı’da yapılan bu alışveriş, ticari açıdan durgun geçen mevsimlerde dahi esnafın yüzünü güldürmeye, bir “yöresel ürün ticareti” gelişmeye başlamıştır. Aslında bu, Hatay için iyi bir gelir kapısı halini almıştır. Bir-iki yıl öncesine kadar bayramlarda alışveriş yapılacak açık dükkan bulmak imkansız iken, bugün neredeyse tüm çarşıyı açık görmek mümkündür. Eskiden tatil günlerinde çarşı-pazarda in-cin top oynarken, bugün her yer cıvıl cıvıldır. Ancak son zamanlarda herkesin üstünde durduğu bir hoşnutsuzluk sözkonusudur. Bu da, yöresel ürünlerde bir standardın kalmadığı, kalitenin düştüğü yönündedir. 


Nar ekşisi en çok şikayet edilen ürün halini almıştır. Maalesef nar ekşisi üretiminde artık nardan başka her türlü ekşi madde kullanıldığı dile getirilmektedir. Bunun geçmişte de böyle olduğunu çoğumuz biliriz. Akla hayale gelmeyen yöntemlerle nar ekşisi üretildiği ayyuka çıktığı zamanlarda bile hemen her dükkanda gerçek nar ekşisini bulmak mümkündü. Oysa bugün, her nar ekşisi şişesine maalesef kaygıyla yaklaşır duruma gelmiş bulunmaktayız. Eskiden nar ekşisi rengine, kıvamına ve tadına bakılarak satın alınırdı. Bugün ise neredeyse bu üç nitelikten de ödün vererek nar ekşisini yemeklerimizde kullanır hale geldik.


Sabun da başka bir örnektir. Türlü fiyatlarla bolca sabun tezgahlarda sergilenmekte, hepsi de “Antakya’nın meşhur defne sabunu” methiyesiyle satılmaktadır. Kilosu 35 Lira civarında satılan sabun meşhur sabunumuz ise, 5-10 Lira’ya satılanlar nedir? Aslına bakarsanız, çok kötü yağlar ve türlü dolgu maddeleriyle üretilen ucuz sabunlar, kaliteli sabun üreten üreticileri de sıkıntıya sokmaktadır. Oluşan bu güvensizlik ortamı, dürüst üreticileri etkilediği gibi diğer ürünlere olan güveni de sarsmaktadır. Yöresel ürünlere karşı gelişen şüphe, bu işten uzun süre ekmek yiyecek üretici ve esnafı zor duruma düşürebilir. Bilinçsiz üretici ve esnaf adeta bindiği dalı kesmektedir.


Yöresel yemek ve tatlarımızda da aynı sıkıntı mevcuttur. Aynı tür yemekte farklı sunum tarzları geliştirilebilir ancak, tat aynı kalmalıdır. Şehirde zaten en fazla üç gün kalan turist, aynı yemeği farklı lokantalarda tatmayacaktır. Rastgele gittiği lokantada yemeklerden biri dahi kötü yapılmışsa, ertesi gün başka lokantaya gitse de o yemeği tekrar yemeyecek, turist, o yemeği o kötü tatla hatırlayacaktır. Bu yüzden, yiyecek - içeceklerin tariflerine sadık kalınmalı, lezzette standart yakalanmalıdır.


Kolay para kazanma hevesine bürünmüş insanımızdan bir anda bunun bilincine varması beklenemez. Çünkü şu anda ne yapılsa satılmaktadır. Yerli halk doğru ürünü çoğu kez tadına ve görüntüsüne bakarak güvendiği yerden satın alabilmektedir. Ama alışveriş yapan turist için durum farklıdır. Kötü ürünü tanımayabilir. Bunun farkına da ancak memleketine döndüğünde varacaktır. Bu satınalmadaki aldanmışlık çoğu zaman, onun zihninde kalan “Güzel Hatay” imgelerinin bir anda dağılmasına sebebiyet verebilir. 


Bunu önlemek için neler yapmalıyız? Görev kanımca yerel yönetime düşmektedir. Öncelikle halka ve geçimini bundan sağlayan üreticilere bu konunun önemi anlatılmalıdır. Her ürüne ait standartlar belirlenmeli ve üreticilerin belirlenen standartlarda üretim yapmaları zorunlu hale getirilmelidir. Denetim mekanizmaları kurularak üreticiler kontrol altına alınmalı, ürettiği her ürünü etiketlemesi sağlanmalıdır. Zaman zaman, satılan ürünlerden numuneler alınarak analizleri yapılmalı, standarda uymayan ürün toplanıp üreticisine yaptırım uygulanmalıdır. Bu ürünlerin satıldığı yerler sıkı bir disiplin altına alınıp, her türlü ahlaki ve hijyenik kurala uyulması sağlanmalıdır.


Bunun gerçekleştirilmesinin zorluklarla dolu olduğu muhakkaktır. Ancak, bu zorluklardan kaçınıp, tehlikenin varlığını görmezden gelirsek, bir türlü ayağa kaldırmayı başaramadığımız tarihi değerlerimiz gibi, gün olur, yöresel ürün zenginliğimizle de başbaşa kalabiliriz.


Yazı: Mehmet Tanrıverdi


Yazı ile ilgili diğer fotoğrafları Hatay Keşif Dergisi'nin 31. sayısında bulabilirsiniz.

null



Yapım: Verim Web