Antakya'nın Eski Kahvehaneleri


1950’li yıllarda Antakya merkezindeki kahvelerin konumlanışı şu özellikleri göstermektedir. 


Kurtuluş Caddesi boyunca uzanan kahveler: Bu cadde şehrin en eski caddesiydi ve o yıllarda çok merkezi bir cadde olduğundan bu cadde boyunca uzanan kahveler vardı. İnci Kahvesi (Affan’da), Kabçatılı Kahve (Uzun Çarşı’nın hemen üstünde), Hünkar Köşesi Kahvesi (Dörtayak’ta) bu cadde boyunca uzanan en önemli kahvelerdi.


Şehrin en eski çarşısı olan Uzun Çarşı’daki kahveler: Bunların en önemlisi Uzun Çarşı Orta Kahve’dir. Ayrıca Kabçatılı Kahve de Uzun Çarşı ile Kurtuluş Caddesi’nin kesiştiği yerdedir.


Saray Caddesi’ndeki kahveler: Kasr-ı Bellur Kahvesi, Sakarya Kahvesi bunların başlıcalarıdır. 


Asi Nehri boyunca uzanan kahveler: Camlı Kahve, Yıldız Kahvesi, Ada Kahvesi, Çiçek Kahvesi nehrin Habibi Neccar Dağı tarafında ve nehir kıyısındadır. Orukpınarı Kahvesi ile Libyeli Kahve ise nehrin karşı kıyısındadır. Bu yıllarda bir tek Asmalı Kahve bu mekanlardan ve Asi kıyısından uzakta, yeni gelişmeye başlayan Cumhuriyet Mahallesi’ndedir.


Asi kıyısındaki kahveler su bentlerinin ve su dolaplarının yakınlarında yer almaktaydı. Bu su bentleri “zikir” olarak adlandırılır ve zikir olan yerlerde “naura” denilen bir de su dolabı olurdu. Böylece su dolapları sayesinde hem bahçelere ve hamamlara su sağlanır, hem görüntü güzelliği oluşur, hem de bu suda yüzülürdü. Kahvelerin arasında plaj ve kabinler yer alırdı. Ancak 1950’lerden sonra gerçekleşen plansız ve hızlı kentleşme Asi Nehri ve çevresinin bu özelliklerini bozmuş, nehir pis bir kanal haline gelmiştir.


BAŞLICA KAHVEHANELER                                                                     

CAMLI KAHVE: 1927 yılında yapıldığı söylenmektedir. Şimdiki Vakıf İşhanı’nın oralarda, müzenin karşısında, tarihi Roma köprüsüne çok yakındı. İlk işletmecisi Papaloz’du. Papaloz, Antakya kahvecilerinin ustası olarak anılmaktadır. Camdan yapılan ve içinde bir çınar ağacı barındıran kahve 1950-1951 yıllarında Asi kıyısında yol açmak amacıyla yıkılmıştır.


ORUKPINARI KAHVESİ: Nehrin Vali Konağı tarafındaki ve hemen bu konağın yanındaki değirmene Orukpınarı denilirdi. Bu kahvenin altında bir değirmen ve su dolabı vardı. 1934 öncesi çok nezih bir kahveydi. Diğer bir adı da Çınaraltı Kahvesi’dir.


UZUN ÇARŞI ORTA KAHVE: Marmara Kahvesi adıyla da bilinir. 1940-50 arası Papaloz tarafından işletilmiştir. 1936-1943 arası Kuru Abdo adlı bir anlatıcı bu kahvede masal ve hikayeler anlatır, anlatının en heyecanlı yerinde anlatımı keserek “mabadı yarın” derdi. Bu anlatılar cenkleri ve padişahlık dönemi olaylarını içerirdi.


EMPİRE KAHVE GAZİNOSU: Gündüz Sineması 1936’da tamamlanmış ve 1939’a kadar Empire Sineması adı altında hizmet vermiştir. Üstündeki kahve ve gazino aynı adla anılmıştır. 1939’dan sonra hem sinema hem de kahve General Asım Gündüz’e atfen Gündüz adını almıştır.


KASRI BELLUR KAHVESİ: Hürriyet (Saray) Caddesi’nde Ata Koleji’nin karşısındaki Şen Köşe Berberi ile şimdiki Briç Kulübü arasındaydı. Dış tarafı camla kaplı olduğu için bu ad verilmiştir. Bellur Kahvesi yalnızca bir kahve değil aynı zamanda bir tiyatro salonuydu. Bu kahvede 1920’li yıllarda Romeo ve Juliet sahnelenmiş, loca başına bir altın veya sandalye başına iki mecidiye verebilenler oyunu izlemiştir.


YILDIZ KAHVESİ: Roxi (Halk- Şah) Sinemasının alt katında, şimdiki 1.Noter’e doğru Asi kıyısında (köprüden şimdiki Şehir Kulübü’ne doğru yürürken kulüpten 30-40 m önce) bir kahveydi. Orukpınarı Kahvesi’nin ve su dolabının karşısındaydı.


SAKARYA KAHVESİ: Saray Caddesi’nde tam Antik Beyazıt Oteli’nin karşısında eski Güneş Sineması’nın biraz altındaydı. Kahveyi Necmettin Emir (Çörçil), İlyas Tokatlı adlı bir vekilden kiralayarak işletmeye başladığında yıl 1948’di. Kahve bir ara bar, tatlıcı olarak işletilmişse de 1989’de kahve olarak kapanmış ve yıkılmıştır. Bu kahvenin ilk yıllarında Madam Blanş’ın burada verdiği konser hala anımsanmaktadır.


ÇİÇEK KAHVESİ: Doktorun Yeri olarak da bilinir (Doktor Basil Huri). 1930’lu yıllarda bu kahvenin işleticisi Yakup Tatros’tur. Asi Nehrin’nin kıyısındaydı. 1930’lu-40’lı yıllarda bu kahvenin de önünde bir set ve su dolabı vardı. 1950’li yıllarda kahvede kebap türleri ve akşam yemekleri verilirdi. Sabahları ise hanımlar sohbet etmeye gelirler ve ikramlarını da yanlarında getirirlerdi.


KABÇATILI KAHVE: 1930’lu yıllarda bir ahırın tamiriyle yapılmıştır. Uzun Çarşı’nın başındadır. 1940’lı yıllarda İbrahim Zenne tarafından işletilmiştir. Halen kahve olarak kullanılmaktadır.


ASMALI KAHVE: Cumhuriyet Mahallesi’nde, Cumhuriyet ve Cengiz caddelerinin kesiştiği yerdeydi. Yaklaşık 150 yıllık bir tarihe sahiptir. Asmalı Kahve, Fransız işgaline karşı direnişin merkezlerinden biri olmuştur. 1990’lı yılların başında yıkılmıştır.


ADA KAHVESİ: Şimdiki Vakıfbank’ın arkasındaydı. İçinde okaliptus ağaçları olan bir açık hava kahve gazinosuydu. 1935-40 arası bu kahveyi Hameki çalıştırdı. Önünde plaj kabinleri vardı.


HÜNKAR KÖŞESİ KAHVESİ: Uzun Çarşı’nın başından Dörtayak’a giderken Şıh Muhammet Cami’nin dibindedir. Fransız döneminde çetecilerin toplanma yeriydi. Bu dönemde ünlü “Hünkar Köşesi Çatışması” bu kahvede geçmiştir. İşletmecileri, 1940’lı yıllarda Süleyman Çelik, 60’larda Şişman Selim’dir (Selim Tartar).


LİBYELİ KAHVE: Ada Kahvesi’nin tam karşısında, nehrin öbür kıyısındaydı. Kahveci Suphi tarafından (1935’li yıllar) işletilirdi. Gençler bu kahvenin plajından nehre girer, karşı kıyıdaki Ada Kahve ve Plajına geçip geri dönerleri.


İNCİ KAHVESİ: 1930’da Fuat Sahillioğlu tarafından yaptırılan iki katlı taş binanın alt katındadır. Kurtuluş Caddesi üzerinde Affan Mahallesi’nde olduğundan Affan Kahvesi de denilmektedir. Kahve eskiden beri Sahilli Ailesi fertlerince işletilmektedir. Sürekli ve köklü müşterileri olan, nargile içilen bir kahvedir.


KAHVELERDE OYUNLAR, İKRAMLAR

1930’lu ve 40’lı yıllarda kahvehane müdavimleri zar oyunu oynarlardı. Tüm kahvehanelerde domino, dama, tavla oynanırdı. Kağıt oyunları 1960’a doğru yaygınlaşmaya başladı.


Uzun Çarşı Orta Kahve, İnci Kahvesi, Yıldız Kahvesi, Camlı Kahve, Sakarya Kahvesi, Asmalı Kahve nargile içilen ve özellikle nargile tiryakilerinin devam ettikleri kahvelerdi. Şu anda İnci Kahvesi, Uzun Çarşı Orta Kahve ve Ürgen Alanı’ndaki Esnaf Kahvesi nargile vermektedir.


Tüm kahvelerde çay, kahve, ayran verilirdi. Sabahleyin kahveye ilk gelen sade kahveyi bedava içerdi. Uzun Çarşı Orta Kahve, İnci Kahvesi, Asmalı Kahve ve nehir kenarındaki yazlık kahvelerde koruk suyu şerbeti, dut şurubu, haytalı diğer önemli içeceklerdi. Önemli içecek ve yiyeceklerden biri de “haytalı” idi. Nişasta tepside pişirilerek dondurulur, kare kare kesilerek çukur bir tabağa doldurulur, üstüne gül suyu ve kar ilave edilirdi.


1950’li yıllara kadar kahve külde pişirilirdi. Empire (Gündüz) Kahve ve Gazinosu’nda yemek de verilirdi. Yine Çiçek Kahvesi’nde 1950’li yıllarda yemek ve kebap çeşitleri bulunurdu. Sakarya Kahvesi’nde ise 1960 sonrası sütlaç, dondurma, kazandibi, keşkül gibi sütlü tatlıların servisi başladı.


KAHVELERDEN MANZARALAR

Nargile verilen kahvelerin müşterilerini -bazı müşterilerin kahvedeki yeri değişmezdi- hep aynı yerde otururken bulmak mümkündü. Örneğin Sakarya Kahvesi’ne yıllarca gelip giden dişçi Dimitri’nin amcası hep kapının yanındaki camın dibine otururdu. Kahve işletmecisi buraya vitrinli bir buzdolabı koyunca, birkaç gün kahveye geldi gitti, ama oturmadı. En sonunda işletmeciye: “Bu dolabı buradan kaldırın. Ben yine buraya oturayım. Dolabın bir taksidini veririm” dedi.


Yine Sakarya Kahvesi’ne devam eden Derici Suphi Ak, kahveye televizyon alındıktan sonra tam televizyonun altında otururdu; yıllarca da buraya oturmaya devam etti.


1930’lu, 40’lı yıllarda kahveclik yapan Papaloz ve Yusuf Koyuncu hala kendilerini tanıyan eski kuşak kahvecilerce bu işin “ustası”, “piri” olarak nitelendirilir. Yine o yıllarda kahvecilik yapan Hameki’nin ailesinden gelenler daha sonra da kahvecilik-kulüpçülük işini sürdürmüşlerdir.


Affan’da oturan Şekibü’l-Ama (Kör Şekip) İnci Kahvesi’ne gider kendine ait kafiyeli Arapça şiirler ve maniler okurdu. Şekibü’l-Ama’nın, sesini duyduğu ya da elini sıktığı bir adamı yıllar sonra sesinden ya da elinden tanıdığı söylenir.


Bu yazı Antakya Yerel Tarih Grubu tarafından hazırlanan “Asi Kıyısından Bir Hoş Sada” adlı sergi kitapçığından, yine bu grup üyesi Kerim Dönmez tarafından derlenerek hazırlanmıştır.


Yazı ile ilgili diğer fotoğrafları Hatay Dergisi'nin 17. sayısında görebilirsiniz.

null



Yapım: Verim Web